9 Eylül 2013 Pazartesi

BİR DE BAKTIM Kİ SU KEMERLERİ

Sizlerle arada bir bazı anılarımı da paylaşmak istiyorum. Yorum ve eleştirilerinizi bekliyorum. 

Çankaya’da bir bir dershanede çalışıyordum. Gırgır dergisinin dünyanın en çok satan ikinci mizah dergisi olduğu yıllar ben de herkes gibi haftada bir çıkan bu derginin yeni sayısını iple çekiyorum.

Akşamüzeri işten çıktım, yolun karşısındaki duraktan eve giden otobüse binmeden önce gazete kulübesinden yeni sayıyı aldım. Heyecanla ayaküstü okumaya başladım. Otobüs geldi, dalgın, bindim, tekli koltuklardan birine oturdum sağ tarafa.

Sondan bir önceki sayfaya kadar soluksuz bir şekilde geldim. Galip Tekin'in karmaşık çizimlerine dalmadan önce gözlerimi dinlendirmek için başımı şöyle bir kaldırdım, sağıma baktım, bir de ne göreyim: Su Kemerleri. Durumum tam bir komedi. Ben Çankaya’dan İzmir’in bir ucundaki Fahrettin Altay’a gitmek için otobüse binmişim oysa şu an bulunduğum yer Şirinyer, İzmir’in diğer bir ucu. Durakta beklerken gelen otobüsün numarasına nasıl baktıysam artık. 

Hava kararıyor, cep telefonu yok ki eve haber vereyim. Kredi kartı yok ki para çekeyim de taksi ile eve döneyim. O panikle ve tabi suçluluk duygusuyla ilk durakta kendimi otobüsten attım. İyi de son biletimi demin indiğim otobüse atmıştım; şimdi hem biletsizim, hem de çok iyi tanımadığım bir semtte yeniden bilet almak ve evime dönmek için otobüs bulmak zorundayım. Bari serinkanlı davranıp daha merkezi bir yerde inseydim, kolaylıkla bilet bulur evime dönebileceğim bir araca da binebilirdim. Bir kilometre kadar yürüdüm bilet alabilmek için sonra üç vasıta değiştirerek evime döndüm. O sıralar oğlum küçük, annem bizde, eve geldiğimde kapıyı açan annemin gözleri boyoz olmuş bana bakıyor, ölmüşler meraktan. 

Şimdi itiraf edelim: Çoğu olayda böyle davranmıyor muyuz? Bir karar alıyoruz, eyleme geçiyoruz, süreçte hesaplamadığımız bir durumla karşılaştığımızda panikle ve düşünmeden tepkisel davranıyoruz ve ödememiz gerekenden çok daha büyük bedeller ödüyoruz. 

İşten çıkıp eve gitmeyi düşünmek bir karardır. Kararım uyarınca eyleme geçtim, durağa gittim ve otobüse bindim. Ancak bundan sonrası sarpa sarıyor. Eylem kararım ile ilgili olarak kullandığım araç yanlışmış. Şimdi bana düşen bu sonucu doğru bir biçimde, paniğe kapılmadan değerlendirip kendim için yeni seçenekler yaratmakken, olabilecek en kötü tercihi yapıp hemen otobüsten indim çünkü durumu yeniden değerlendirmek yerine telaşla, panikle, korkuyla, suçluluk duygusuyla bir karar aldım. 

Hayatımızda birçok karar alıyoruz. Aldığımız kararları eyleme dökerken doğru araçlar ve yöntemler kullanıyor muyuz? Farkındalığımız ne kadar? Karar verip eyleme geçmek, sonuca ulaşmak için yeterli mi? Diyelim ki doğru araçlar ya da yöntemler kullanmadık ve başarısız olduk, yeni araçları/yöntemleri kullanmak, elimizdeki değerleri, olanakları bilmek/değerlendirmek konusunda ne kadar esneğiz? Aldığımız kararların arkasında durmamızı engelleyen ya da geciktiren çeldiricileri ne ölçüde kontrol edebiliyoruz? Anlık zevklerin peşine takılıp asıl amacımızı gözden kaçırabiliyor muyuz? Yoksa başımıza gelen bir olaydaki sorumluluğumuzu ya da sorumsuzluklarımızı değerlendirmek yerine suçu başkalarına atmak daha mı kolay geliyor? (Belediye de otobüs numaralarını küçücük yazıyor canım!) 

Beklemediğimiz olaylar ya da durumlarla karşılaştığımızda durup dinlenip bir nefes almaya kısa bir süreliğine de olsa karar almayı ertelemeye ne dersiniz? Olayların akışında akmak yerine yaşam nehrimizin patronu olabilmek bu tür sınavlardan geçerek kazanılan bir hak, bir yetki değil mi sizce de?

Sevgiyle...
Ayşe İhsan




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder