Sizlerle arada bir bazı anılarımı da paylaşmak istiyorum. Yorum ve eleştirilerinizi bekliyorum.
Çankaya’da bir bir dershanede çalışıyordum. Gırgır dergisinin
dünyanın en çok satan ikinci mizah dergisi olduğu yıllar ben de herkes gibi
haftada bir çıkan bu derginin yeni sayısını iple çekiyorum.
Akşamüzeri işten çıktım, yolun karşısındaki duraktan eve
giden otobüse binmeden önce gazete kulübesinden yeni sayıyı aldım. Heyecanla
ayaküstü okumaya başladım. Otobüs geldi, dalgın, bindim, tekli koltuklardan
birine oturdum sağ tarafa.
Sondan bir önceki sayfaya kadar soluksuz bir şekilde geldim. Galip Tekin'in karmaşık çizimlerine dalmadan önce gözlerimi dinlendirmek için başımı şöyle bir kaldırdım, sağıma baktım, bir de ne
göreyim: Su Kemerleri. Durumum tam bir komedi. Ben
Çankaya’dan İzmir’in bir ucundaki Fahrettin Altay’a gitmek için otobüse
binmişim oysa şu an bulunduğum yer Şirinyer, İzmir’in diğer bir ucu. Durakta beklerken gelen otobüsün numarasına nasıl baktıysam artık.
Hava kararıyor, cep telefonu yok ki eve haber vereyim. Kredi kartı yok ki para çekeyim de taksi ile eve döneyim. O panikle ve tabi suçluluk duygusuyla ilk
durakta kendimi otobüsten attım. İyi de son biletimi demin indiğim otobüse
atmıştım; şimdi hem biletsizim, hem de çok iyi tanımadığım bir semtte yeniden
bilet almak ve evime dönmek için otobüs bulmak zorundayım. Bari serinkanlı
davranıp daha merkezi bir yerde inseydim, kolaylıkla bilet bulur evime
dönebileceğim bir araca da binebilirdim. Bir kilometre kadar yürüdüm bilet
alabilmek için sonra üç vasıta değiştirerek evime döndüm. O sıralar oğlum küçük, annem bizde, eve geldiğimde kapıyı açan annemin gözleri boyoz olmuş bana bakıyor, ölmüşler meraktan.
Şimdi itiraf edelim: Çoğu olayda böyle davranmıyor muyuz? Bir karar alıyoruz, eyleme geçiyoruz, süreçte hesaplamadığımız bir durumla karşılaştığımızda panikle ve düşünmeden tepkisel davranıyoruz ve ödememiz gerekenden çok daha büyük bedeller ödüyoruz.
İşten çıkıp eve gitmeyi düşünmek bir karardır. Kararım uyarınca eyleme geçtim, durağa gittim ve
otobüse bindim. Ancak bundan sonrası sarpa sarıyor. Eylem kararım ile ilgili
olarak kullandığım araç yanlışmış. Şimdi bana düşen bu sonucu doğru bir
biçimde, paniğe kapılmadan değerlendirip kendim için yeni seçenekler yaratmakken,
olabilecek en kötü tercihi yapıp hemen otobüsten indim çünkü durumu yeniden değerlendirmek yerine telaşla, panikle, korkuyla, suçluluk duygusuyla bir karar aldım.
Hayatımızda birçok karar alıyoruz. Aldığımız kararları
eyleme dökerken doğru araçlar ve yöntemler kullanıyor muyuz? Farkındalığımız ne
kadar? Karar verip eyleme geçmek, sonuca ulaşmak için yeterli mi? Diyelim ki
doğru araçlar ya da yöntemler kullanmadık ve başarısız olduk, yeni
araçları/yöntemleri kullanmak, elimizdeki değerleri, olanakları
bilmek/değerlendirmek konusunda ne kadar esneğiz? Aldığımız kararların arkasında
durmamızı engelleyen ya da geciktiren çeldiricileri ne ölçüde kontrol
edebiliyoruz? Anlık zevklerin peşine takılıp asıl amacımızı gözden
kaçırabiliyor muyuz? Yoksa başımıza gelen bir olaydaki sorumluluğumuzu ya da sorumsuzluklarımızı değerlendirmek yerine suçu başkalarına atmak daha mı kolay geliyor? (Belediye de otobüs numaralarını küçücük yazıyor canım!)
Beklemediğimiz olaylar ya da durumlarla karşılaştığımızda durup dinlenip bir nefes almaya kısa bir süreliğine de olsa karar almayı ertelemeye ne dersiniz? Olayların akışında akmak yerine yaşam nehrimizin patronu olabilmek bu tür sınavlardan geçerek kazanılan bir hak, bir yetki değil mi sizce de?
Sevgiyle...
Ayşe İhsan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder