15 Eylül 2013 Pazar

ANILAR - HAMİDO

Büyüklük algımız nedir, ya da kimler önemlidir bizim için? Bizim için meşhur, kıymetli, önemli olan kişiler başkaları için de öyle midir?

Soruyu bir başka biçimde sorayım şimdi de: Gerçekten çok severek dinlediğiniz bir müzik parçası ya da çok sevdiğiniz bir filmin başkası tarafından hiç sevilmeyebileceğini düşündünüz değil mi mutlaka? Buna rağmen çevremizdekilerin zevklerine, alışkanlıklarına, yaşam biçimlerine ne kadar saygı gösteriyoruz? Onları mutlu etmek adına kendi zevk ya da yaşam tarzımızı mı dayatıyoruz yoksa onların zevklerini dikkate almak konusunda titiz davranıyor muyuz?

Yıllar önce özel bir okulda görev yapıyordum. Bölüm odamız kampüsteki binalardan birinin en üst katında, diğer bölüm odalarıyla aynı katta ve sadece kendi branşımızdan öğretmenlerinin kullandığı bir birimdi. Orasını kendi ihtiyaç ve zevklerimize göre şekillendirmiştik. Kitaplığımız, çalışma masalarımız, bilgisayarlarımız ve diğer teknik aletlerimizin yanı sıra su sebilimizden müzik setimize, fincanlarımızdan, bardaklarımıza her şeyimiz vardı. Evimin çok uzak olmasından sanırım, bölüm içinde en erken ben gelirdim hep. Kat hizmetlimiz Hamide hanım henüz kat temizliğini bitirmemiş olurdu. Biz ona, gerek çok iri yarı, gerekse tuttuğunu koparan, mücadeleci kişiliğinden dolayı "Hamido" derdik. Bilenler bilir, 60'lı yılların sonuna dek adının sonunda "o" olan eşkiyalarla büyüdük biz. Hamide hanım da bu lakaptan hoşlanır diğer hizmetlilerle bir sorun yaşadığında "Bakın bana Hamido derler..." diye göz dağı verirdi.

Sabah, ne zaman bölüm odamızın bulunduğu kata çıksam ortalığı, bizim müzik setinden yükselen bangır bangır bir Müslim Gürses ya da Sibel Can kaplamış olurdu. Bu başına buyruk davranan dürüst, temiz ve saf kadın hepimizin annesi gibiydi ve onun bu kaçamaklarına göz yumardık. 

Bir gün meslektaşlarımdan birisinin üniversiteden hocası da olan Prof. Dr. Ali Demirsoy'un bizim bölüme ziyarete gelmesi söz konusuydu. O sıralarda televizyonlarda bile sıklıkla tartışılan Evrim Teorisi, bölümümüzde de tartışılacaktı. Ali bey, arkadaşımızın eşi tarafından son ders saati içinde bize misafir gelecekti. Aynı gün bir diğer arkadaşımızın hasta olması nedeniyle benim de onun derslerini doldurmam gerektiğinden son derste hiç kimse bölüm odasında olamayacaktı. Ali beyin, arkadaşımızın eşi ile birlikte bölüm odasında 15 dakika kadar yalnız kalması söz konusuydu. Arkadaşımızın eşi yabancımız değildi, üstelik meslektaşımızdı ama Ali beyi geldiğinde karşılayamamak hepimizin canını sıkmıştı. Hamido'ya sıkı sıkı tembih ettim: "Aman gözünü seveyim Hamidocuğum, bugün son derste buraya dünyaca ünlü bir profesör gelecek. Sen sen ol, hizmette kusur etme, 15 dakika kadar oyala misafirlerimizi." dedim.

Son dersten çıktığımızda misafirlerimiz gümüş zarflı fincanlarda kahvelerini yudumluyor, gümüş çikolatalıktaki çikolataları atıştırıyordu. Hamido, elinde gümüş bir tepsi, kapının kenarında anaç bir halde bekliyordu. Arka planda Vivaldi'den "Dört Mevsim" gayet dozunda bir sesle ortamı sarmış ilkbahar bölümünün nameleri odaya yayılmıştı. Gerek arkadaşımın eşi gerekse Ali hoca huzurlu bir gülümseyişle karşıladılar bizi. Hepimiz şaşkınlıkla birbirimize baktık, bu gümüşlerin hiçbirisi bölüme ait değildi ve nereden geldiğine dair hiçbirimizin en ufak bir fikri yoktu. Toplantımız gayet güzel geçti. Çıkışta Hamido'ya malzemeleri nereden bulduğunu sordum. "Üzümünü ye de bağını sorma" dedi gülerek.

Ertesi gün genel müdürün sekreteri ile karşılaştım. "Hayırdır, ululardan bir misafiriniz varmış kim geldi ki sizin bölüme?" diye sordu. Nereden haberi olduğunu sordum doğal olarak. Hamido, genel müdür sekreterine, "Biyoloji bölümüne ululardan ulu bir misafir gelecek, sen de ki İbrahim Tatlıses ben diyeyim Kadir İnanır." demiş ne var ne yok toplamış almış. Anlaşılan Hamido bölümümüzün birbirinden farklı fincanlarını misafirimize layık görmemişti. Dahası bizim CD'lerden birini de müzik setine koymuş misafiri öyle karşılamıştı.

Hamido'nun gösterdiği duyarlılığı biz kendi yaşamımızdaki diğer insanlara ne kadar gösterebiliyoruz? Kendi beğenilerimizi değil onlarınkini ne kadar dikkate alıyoruz? "Paylaşmak" dediğimiz şey hangi noktada bitiyor? Hangi noktada dayatmalarımız başlıyor?

Sevgiyle...
Ayşe İhsan








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder