1 Şubat 2014 Cumartesi

KAYIPLARIM ÖĞRETMEYE DEVAM EDİYOR

Geçen blog yazım, can kardeşim Suzan’ın bana hatırlattıkları üzerine çuvaldızı kendime batırmamla ilgiliydi. Bu yazımda ise çuvaldızı bizim meslek grubu erbaplarına batıracağım. Hazır çuvaldız elimdeyken batırmaya devam ediyorum anlayacağınız.

Arabadayım, radyoda Barış var.

Yaz dostum, Barış söyler kendi bir ders alır mı?
Yaz dostum, buz üstüne yazı yazsan kalır mı?

“Cuk oturdu” derler ya tam da öyle oldu. Yo! Bugünün Barış Manço’nun ölüm günü olmasıyla bir ilgisi yok okuyacaklarınızın. Bununla beraber, buna vesile olduğu için Barış Manço’yu hasret ve rahmetle anıyorum.

Hani “Âleme verir talkımı kendi yutar salkımı” durumları ve bunu yapan meslektaşlarım ile ilgili bir şeyler getirdi aklıma Barış, o güzelim şarkısıyla.

Her gece yatarken ve her gün işe giderken kendimi sorgularım. “Söylediklerimin ne kadarını yapabiliyorum? Ne kadar dürüstüm? Başkalarının kendisine sormasını sağladığım soruları ben kendi kendime soruyor muyum?” diye.

Öğretmenlik yaparken de öğrencilerim ya da velilerimle konuşurken bazen kendi kendimi de sorgulardım. Bir öğretmen, veli ya da öğrencisine, “Başarılı olmak için Boğaziçi, ODTÜ şart değil” derken kendi çocuğuna “ODTÜ’ye gireceksin yoksa bir sıfır geriden başlarsın.” dayatma yapıyorsa ne kadar dürüsttür, söylediklerine ne kadar inanıyordur?

NLP ve Kişisel Gelişim ile ilgili eğitimleri almaya başlamam, bu teknikleri hayatın içinde ve özellikle de öğretmenliğim sırasında kullanmam çok eskilere dayanıyor, ancak bir profesyonel olarak bu sektörde çalışmaya başlamamın 3-4 yıllık bir geçmişi var. (Aslında başka bir yazımda, kişisel gelişim işine nasıl bulaştığımı, niçin o eğitimleri almaya karar verdiğimi anlatmak isterim.) Şu 3-4 yıl bana, bu sektördeki bazı uzmanların ya da uzman olmaya soyunan çiçeği burnundaki adayların söyledikleri ile yaptıkları arasında nasıl kocaman farklar olduğunu, söylediklerini içselleştirmek şöyle dursun bu konuda asla ve kat’a bir çaba içinde olmadığını gösterdikçe bu sektörün nasıl bir Allah’a emanet sektör olduğunu görüp kaygıya kapılıyorum.
Örneğin; bir meslek erbabının; doktorun, mühendisin, öğretmenin… bu tür eğitimleri kendini donatmak, yaptığı işte fark yaratmak için alması harika bir şey. Emeklilikten sonra bu işi yaparım beklentisi… Hadi ona da tamam diyelim. İyi de müşteri potansiyeli yaratmak için eş dost çevresini zorlamak, hatta “Çocuğunu bana yollamazsan gireceği sınavda başarısız olur.” demek, bununla da yetinmeyip kendisinden danışmanlık hizmeti alan öğrencilerin sınava gireceği salona enerji yollayacağını söyleyip kendisinden danışmanlık hizmeti talep etmek istemeyenlerin gözünü korkutmak da neyin nesi?

Örneğin; bu koca evrende hepimize yer olduğunu söyleyip, sosyal medyadaki yazılarında paylaşmanın erdeminden bahsedip, “Başkalarının rahat ve huzurundan başka bir şey dilemiyorum, ben bunu yaptıkça evren bana da istediklerimi verecek.” deyip sonra da aldığı eğitimin, elindeki dokümanların kaynağını bile sır gibi saklayan, bu konudaki sorulara ipe un sererek cevap veren (sanki Google amcama sorulsa, o uzun uzun cevap vermeyecekmiş gibi) uzmanlar, paylaşımın erdemi ile ilgili söylediklerinin ne kadarını içselleştirmiştir sizce?

Örneğin, farklılıkları kabul etmek gerektiğini söyleyip farklılıkların zenginlik olduğunu, karşıtlar olduğu sürece kendimizin de varlığını sürdürebileceğini, siz deyin diyalektik mantığını ben diyeyim yin ve yang’ı kullanarak ifade ederek mangalda kül bırakmayanların, yakın çevresindekilere, aile bireylerine kök söktürmesi, dediğim dedik benimkinden başka doğru yok, benim istediğimden başka çözüm yok diye dayatması nasıl bir mantık?

Örneğin, danışanlarının gıyabında onlardan saygısızca bahsetmek, onlara aşağılayıcı sıfatlar yakıştırmak nasıl bir meslek ahlakı?

Örneğin kendisinden danışmanlık hizmeti almak üzere gelmiş kişilerle profesyonelliğin sınırlarını çok aşan özel ilişkiler kurmak neyle açıklanabilir?

Bütün bunlara, “İnsanız ve elbette ki zaaflarımızı; kendi inanç sistemimize, yaşam tarzımıza, dünyayı algılayış biçimimize ve işimize de yansıtıyoruz.” diye cevap verip sıyrılmak mümkün mü? Bir kişisel gelişim uzmanı her şeyden önce danışanının farkındalığını arttırmak, kendini fark etmesini sağlamak için çabalamıyor mu?

Ey koca Yunus ne de güzel söylemişsin:
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır.

Not: Bahsettiğim örneklerdekiler bizlerden daha aptal değiller. Demek ki kendilerini farkında değiller. Bu, benim de kendimi farkında olamayabileceğim gerçeği ile tekrar tekrar yüzleşmemi sağlıyor.

Sevgili dostlarım, arkadaşlarım, danışanlarım, öğrencilerim. Benim davranışlarımla söylediklerim/savunduklarım arasında farklılıklar görüyorsanız, bunu bana söylemekle en büyük iyiliği yapmış olursunuz.


Sevgiyle, dostlukla, farkındalıkla…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder