Geçen blog
yazım, can kardeşim Suzan’ın bana hatırlattıkları üzerine çuvaldızı kendime
batırmamla ilgiliydi. Bu yazımda ise çuvaldızı bizim meslek grubu erbaplarına
batıracağım. Hazır çuvaldız elimdeyken batırmaya devam ediyorum anlayacağınız.
Arabadayım,
radyoda Barış var.
Yaz dostum,
Barış söyler kendi bir ders alır mı?
Yaz dostum,
buz üstüne yazı yazsan kalır mı?
“Cuk oturdu”
derler ya tam da öyle oldu. Yo! Bugünün Barış Manço’nun ölüm günü olmasıyla bir
ilgisi yok okuyacaklarınızın. Bununla beraber, buna vesile olduğu için Barış Manço’yu hasret ve
rahmetle anıyorum.
Hani “Âleme
verir talkımı kendi yutar salkımı” durumları ve bunu yapan meslektaşlarım ile
ilgili bir şeyler getirdi aklıma Barış, o güzelim şarkısıyla.
Her gece
yatarken ve her gün işe giderken kendimi sorgularım. “Söylediklerimin ne
kadarını yapabiliyorum? Ne kadar dürüstüm? Başkalarının kendisine sormasını
sağladığım soruları ben kendi kendime soruyor muyum?” diye.
Öğretmenlik
yaparken de öğrencilerim ya da velilerimle konuşurken bazen kendi kendimi de
sorgulardım. Bir öğretmen, veli ya da öğrencisine, “Başarılı olmak için
Boğaziçi, ODTÜ şart değil” derken kendi çocuğuna “ODTÜ’ye gireceksin yoksa bir
sıfır geriden başlarsın.” dayatma yapıyorsa ne kadar dürüsttür, söylediklerine
ne kadar inanıyordur?
NLP ve
Kişisel Gelişim ile ilgili eğitimleri almaya başlamam, bu teknikleri hayatın
içinde ve özellikle de öğretmenliğim sırasında kullanmam çok eskilere dayanıyor,
ancak bir profesyonel olarak bu sektörde çalışmaya başlamamın 3-4 yıllık bir
geçmişi var. (Aslında başka bir yazımda, kişisel gelişim işine nasıl
bulaştığımı, niçin o eğitimleri almaya karar verdiğimi anlatmak isterim.) Şu
3-4 yıl bana, bu sektördeki bazı uzmanların ya da uzman olmaya soyunan çiçeği
burnundaki adayların söyledikleri ile yaptıkları arasında nasıl kocaman farklar
olduğunu, söylediklerini içselleştirmek şöyle dursun bu konuda asla ve kat’a
bir çaba içinde olmadığını gösterdikçe bu sektörün nasıl bir Allah’a emanet sektör
olduğunu görüp kaygıya kapılıyorum.
Örneğin; bir
meslek erbabının; doktorun, mühendisin, öğretmenin… bu tür eğitimleri kendini
donatmak, yaptığı işte fark yaratmak için alması harika bir şey. Emeklilikten
sonra bu işi yaparım beklentisi… Hadi ona da tamam diyelim. İyi de müşteri
potansiyeli yaratmak için eş dost çevresini zorlamak, hatta “Çocuğunu bana
yollamazsan gireceği sınavda başarısız olur.” demek, bununla da yetinmeyip
kendisinden danışmanlık hizmeti alan öğrencilerin sınava gireceği salona enerji
yollayacağını söyleyip kendisinden danışmanlık hizmeti talep etmek
istemeyenlerin gözünü korkutmak da neyin nesi?
Örneğin; bu
koca evrende hepimize yer olduğunu söyleyip, sosyal medyadaki yazılarında paylaşmanın
erdeminden bahsedip, “Başkalarının rahat ve huzurundan başka bir şey
dilemiyorum, ben bunu yaptıkça evren bana da istediklerimi verecek.” deyip
sonra da aldığı eğitimin, elindeki dokümanların kaynağını bile sır gibi
saklayan, bu konudaki sorulara ipe un sererek cevap veren (sanki Google amcama
sorulsa, o uzun uzun cevap vermeyecekmiş gibi) uzmanlar, paylaşımın erdemi ile
ilgili söylediklerinin ne kadarını içselleştirmiştir sizce?
Örneğin,
farklılıkları kabul etmek gerektiğini söyleyip farklılıkların zenginlik
olduğunu, karşıtlar olduğu sürece kendimizin de varlığını sürdürebileceğini,
siz deyin diyalektik mantığını ben diyeyim yin ve yang’ı kullanarak ifade
ederek mangalda kül bırakmayanların, yakın çevresindekilere, aile bireylerine
kök söktürmesi, dediğim dedik benimkinden başka doğru yok, benim istediğimden
başka çözüm yok diye dayatması nasıl bir mantık?
Örneğin,
danışanlarının gıyabında onlardan saygısızca bahsetmek, onlara aşağılayıcı
sıfatlar yakıştırmak nasıl bir meslek ahlakı?
Örneğin
kendisinden danışmanlık hizmeti almak üzere gelmiş kişilerle profesyonelliğin
sınırlarını çok aşan özel ilişkiler kurmak neyle açıklanabilir?
Bütün
bunlara, “İnsanız ve elbette ki zaaflarımızı; kendi inanç sistemimize, yaşam
tarzımıza, dünyayı algılayış biçimimize ve işimize de yansıtıyoruz.” diye cevap
verip sıyrılmak mümkün mü? Bir kişisel gelişim uzmanı her şeyden önce
danışanının farkındalığını arttırmak, kendini fark etmesini sağlamak için
çabalamıyor mu?
Ey koca
Yunus ne de güzel söylemişsin:
İlim ilim
bilmektir
İlim kendin
bilmektir
Sen kendini
bilmezsen
Ya nice
okumaktır.
Not:
Bahsettiğim örneklerdekiler bizlerden daha aptal değiller. Demek ki kendilerini
farkında değiller. Bu, benim de kendimi farkında olamayabileceğim gerçeği ile
tekrar tekrar yüzleşmemi sağlıyor.
Sevgili dostlarım,
arkadaşlarım, danışanlarım, öğrencilerim. Benim davranışlarımla söylediklerim/savunduklarım
arasında farklılıklar görüyorsanız, bunu bana söylemekle en büyük iyiliği
yapmış olursunuz.
Sevgiyle,
dostlukla, farkındalıkla…


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder