17 Şubat 2014 Pazartesi

HAYATLARA EKTİĞİMİZ TOHUMLAR



Orta ikide, Türkçe dersindeydik. Türkçe öğretmenimiz bir önceki sınıftan sinirli bir biçimde çıkmış ve bizim sınıfımıza girmişti. Bir önceki derste bir özet ödevi vermişti ve özetimizin başlıklarını kırmızı kalemle yazmamızı şart koşmuştu. Sıraların arasında dolaşarak ödev kontrolü yapmaya başladı. Tufan’ın önünde kıyamet koptu. “Defalarca, altını çize çize başlıkları kırmızı kalemle yazın demiştim. Sen benle dalga mı geçiyorsun?” diyerek Tufan’ın yanağına bir tokat attı. Tufan dolan gözlerinden dışarı çıkmaya çalışan gözyaşlarını tutmaya çalışarak, “Hocam, param yoktu alamadım kırmızı kalem” dedi. Öğretmenimiz hız kesmeden, “Alsancak’ta geceyarıları sürtmeyi biliyorsun ama” diye lafı ağzına tıkadı Tufan’ın. Oysa hepimiz biliyorduk Tufanlar çok fakirdi, Alsancak’ta bir lokantada bulaşıkçılık yapıyordu Tufan. Bunu sanırım bir tek ben biliyordum ama kalkıp söyleyemedim, bunu sınıf ortasında söylemenin onu daha da küçük düşüreceğini düşündüm. Ailecek gittiğimiz bir lokantada tuvaleti ararken görmüştüm onu ve bana sıkı sıkı tembih etmişti kimseye söylemem için.
Teneffüste, Tufan’la konuştum, “Haklı olduğunu biliyorum ama hocanın kızgın olduğu kişi aslında sen değilsin. Sanırım öfkesini kusacak birini arıyordu, seni seçti. Aslında o, kendisini küçük duruma düşürdü.” Yüzüme umutsuzca baktı: “Olmuyor, hem çalışıp hem okuyamıyorum,” dedi.
Tufan ertesi gün gelmedi, daha sonraki günler de…

2011 yılı boyunca Torbalı’da bir fabrikada danışmanlık yapmıştım. Fabrika kimi zaman pazar günleri de çalışıyordu ve yolda giderken arabanın farlarından birisinin yanmadığını fark ettim. Torbalı Sanayi’ne döndüm, pazar günü bir oto elektrikçisi bulmak için dua ederek. Sabah sabah sorun değildi ancak akşam İzmir’e geri dönerken sorun olacaktı, kıştı ve hava erken kararıyordu.
Gerçekten de açık bir yer vardı, sahibi bir müşterisini uğurluyordu. Müşteri teşekkür ederek ayrılırken usta da, “Bakma sen oto elektrikçisi olduğumuza Mustafa bey, okusaydım elektrik mühendisi olurdum ben, kolay işti seninkisi…” dedi. Adam, “Eyvallah Tufan Usta!” diyerek gitti. Tufan Usta? Ustaya dikkatle baktım, bizim Tufan. “Seni Allah çıkardı karşıma Tufan kardeşim, ben Güzelyalı Ortaokulu’ndan Ayşe İhsan, hadi şimdi bana yardımcı ol, sol far yanmıyor.”
Kısa sürede tamir etti bozuk farı, eliyle demlediği çayı içtik bir yandan da konuştuk. Evlenmiş, iki çocuğu varmış, büyüğü ODTÜ’de Elektrik Elektronik okumuş, şimdi İstanbul’da büyük bir şirkette çalışıyormuş. Diğeri bu yıl hukuka hazırlanıyormuş. “İstemedim,” dedi “Onlar da tamirci olsun istemedim. Okusunlar, kimse onları ezmesin istedim, ‘Siz okuyun yeter ki ben sırtımdaki gömleği satar okuturum sizleri’ dedim. Onlar da yüzümü kara çıkarmadılar çok şükür.” dedi, gözleri dolmuştu yeniden.

Öğretmenimiz için o olay sadece öfkesini kusma vesilesiydi, belki de akşam eve gittiğinde unutmuştu bile çoktan. Peki ya Tufan, unutmuş muydu, unutabilmiş miydi? Bir ömür sırtında taşımıştı o ezikliği utanmışlığı. Hatırladıkça hala gözleri doluyordu. Yaşamına atılan bu çentik, zihninin içinde büyümüş büyümüştü. O acı ile beslenmişti özgüvensizliği belki de giderek dallanmış budaklanmıştı. O yüzden müşterisinin karşısında omuzları çökük duruyor, okusaydım elektrik mühendisi olurdum diyordu. Yaşamının dönüm noktalarında, ihtiyacı olan cesareti kaybetmişti muhtemelen…

Bazen bir tek söz ya da bir davranış öyle güçlü çentikler açar ki hayatlara, o çentikler benzer olaylarla beslenerek kocaman çukurlara dönüşebilir.

Bir gün birine gülümsediğimizde, o gülümseyişin kimlerin hayatını değiştirdiğini bilemeyiz. Söylediğimiz bir sözün ya da küçük bir davranışın, hangi hayatlara dokunup, yeniden yön verdiğini de bilemeyiz. Ama farkında olarak ya da olmadan yaptığımız küçük şeyler birçok insanın hayatını etkilemekte ve değiştirmektedir. İster tanıyalım, ister tanımayalım, hepimiz bir şekilde birbirimize bağlıyız. Bir zincirin halkaları gibi iç içeyiz.

Yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan biz sorumluyuz. “Ben bu kadar zarar verdiğimin farkında değildim” demek mazeret değil hiç birimiz için.

Sözlerimizi ve davranışlarımızı ortaya koymadan önce, zihnimizdeki süzgeçten ne kadar özenle geçirirsek, o kadar çok yaşam kaynağı oluruz çevremize.
Sevgiyle, farkındalıkla…

Ayşe İhsan



        


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder