Orta ikide, Türkçe dersindeydik.
Türkçe öğretmenimiz bir önceki sınıftan sinirli bir biçimde çıkmış ve bizim
sınıfımıza girmişti. Bir önceki derste bir özet ödevi vermişti ve özetimizin
başlıklarını kırmızı kalemle yazmamızı şart koşmuştu. Sıraların arasında
dolaşarak ödev kontrolü yapmaya başladı. Tufan’ın önünde kıyamet koptu.
“Defalarca, altını çize çize başlıkları kırmızı kalemle yazın demiştim. Sen
benle dalga mı geçiyorsun?” diyerek Tufan’ın yanağına bir tokat attı. Tufan
dolan gözlerinden dışarı çıkmaya çalışan gözyaşlarını tutmaya çalışarak,
“Hocam, param yoktu alamadım kırmızı kalem” dedi. Öğretmenimiz hız kesmeden,
“Alsancak’ta geceyarıları sürtmeyi biliyorsun ama” diye lafı ağzına tıkadı
Tufan’ın. Oysa hepimiz biliyorduk Tufanlar çok fakirdi, Alsancak’ta bir
lokantada bulaşıkçılık yapıyordu Tufan. Bunu sanırım bir tek ben biliyordum ama
kalkıp söyleyemedim, bunu sınıf ortasında söylemenin onu daha da küçük
düşüreceğini düşündüm. Ailecek gittiğimiz bir lokantada tuvaleti ararken
görmüştüm onu ve bana sıkı sıkı tembih etmişti kimseye söylemem için.
Teneffüste, Tufan’la konuştum, “Haklı
olduğunu biliyorum ama hocanın kızgın olduğu kişi aslında sen değilsin. Sanırım
öfkesini kusacak birini arıyordu, seni seçti. Aslında o, kendisini küçük duruma
düşürdü.” Yüzüme umutsuzca baktı: “Olmuyor, hem çalışıp hem okuyamıyorum,”
dedi.
Tufan ertesi gün gelmedi, daha
sonraki günler de…
2011 yılı boyunca Torbalı’da bir
fabrikada danışmanlık yapmıştım. Fabrika kimi zaman pazar günleri de
çalışıyordu ve yolda giderken arabanın farlarından birisinin yanmadığını fark
ettim. Torbalı Sanayi’ne döndüm, pazar günü bir oto elektrikçisi bulmak için
dua ederek. Sabah sabah sorun değildi ancak akşam İzmir’e geri dönerken sorun
olacaktı, kıştı ve hava erken kararıyordu.
Gerçekten de açık bir yer vardı,
sahibi bir müşterisini uğurluyordu. Müşteri teşekkür ederek ayrılırken usta da,
“Bakma sen oto elektrikçisi olduğumuza Mustafa bey, okusaydım elektrik
mühendisi olurdum ben, kolay işti seninkisi…” dedi. Adam, “Eyvallah Tufan
Usta!” diyerek gitti. Tufan Usta? Ustaya dikkatle baktım, bizim Tufan. “Seni
Allah çıkardı karşıma Tufan kardeşim, ben Güzelyalı Ortaokulu’ndan Ayşe İhsan,
hadi şimdi bana yardımcı ol, sol far yanmıyor.”
Kısa sürede tamir etti bozuk farı,
eliyle demlediği çayı içtik bir yandan da konuştuk. Evlenmiş, iki çocuğu
varmış, büyüğü ODTÜ’de Elektrik Elektronik okumuş, şimdi İstanbul’da büyük bir
şirkette çalışıyormuş. Diğeri bu yıl hukuka hazırlanıyormuş. “İstemedim,” dedi
“Onlar da tamirci olsun istemedim. Okusunlar, kimse onları ezmesin istedim,
‘Siz okuyun yeter ki ben sırtımdaki gömleği satar okuturum sizleri’ dedim.
Onlar da yüzümü kara çıkarmadılar çok şükür.” dedi, gözleri dolmuştu yeniden.
Öğretmenimiz için o olay sadece
öfkesini kusma vesilesiydi, belki de akşam eve gittiğinde unutmuştu bile
çoktan. Peki ya Tufan, unutmuş muydu, unutabilmiş miydi? Bir ömür sırtında
taşımıştı o ezikliği utanmışlığı. Hatırladıkça hala gözleri doluyordu. Yaşamına
atılan bu çentik, zihninin içinde büyümüş büyümüştü. O acı ile beslenmişti
özgüvensizliği belki de giderek dallanmış budaklanmıştı. O yüzden müşterisinin
karşısında omuzları çökük duruyor, okusaydım elektrik mühendisi olurdum
diyordu. Yaşamının dönüm noktalarında, ihtiyacı olan cesareti kaybetmişti
muhtemelen…
Bazen bir tek söz ya da bir davranış
öyle güçlü çentikler açar ki hayatlara, o çentikler benzer olaylarla beslenerek
kocaman çukurlara dönüşebilir.
Bir gün birine gülümsediğimizde, o
gülümseyişin kimlerin hayatını değiştirdiğini bilemeyiz. Söylediğimiz bir sözün
ya da küçük bir davranışın, hangi hayatlara dokunup, yeniden yön verdiğini de
bilemeyiz. Ama farkında olarak ya da olmadan yaptığımız küçük şeyler birçok
insanın hayatını etkilemekte ve değiştirmektedir. İster tanıyalım, ister
tanımayalım, hepimiz bir şekilde birbirimize bağlıyız. Bir zincirin halkaları
gibi iç içeyiz.
Yaptıklarımızdan ve
yapmadıklarımızdan biz sorumluyuz. “Ben bu kadar zarar verdiğimin farkında
değildim” demek mazeret değil hiç birimiz için.
Sözlerimizi ve davranışlarımızı
ortaya koymadan önce, zihnimizdeki süzgeçten ne kadar özenle geçirirsek, o kadar
çok yaşam kaynağı oluruz çevremize.
Sevgiyle, farkındalıkla…
Ayşe İhsan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder