“Yanlış ve doğru
hakkındaki fikirlerinizin ötesinde bir alan var. Sizinle orada buluşacağım.
Çimenlerin arasına uzandığınızda, dünyanın doğru, yanlış fikirlerinize ihtiyacı
olmadığını göreceksiniz” - Mevlana
Ne kadar çok travma yaşıyoruz; ölümler, aldatmalar, dolandırılmalar,
tacizler, tecavüzler, ensest, terör, savaş tehlikesi…
Evet! Bazıları bizim kendi hatalarımız nedeniyle başımıza geliyor.
Örneğin kendimize öyle erkekleri/kadınları çekiyoruz ki üzülmek kaçınılmaz.
Birçok dolandırılma vakasında zarar görenin aslında kendi iç sesini
dinlemediğine, dolandırıcıya inanmak için çaba harcadığına tanık oluyoruz. Hani
sonradan, “İçimden bir ses aslında yapmamam/inanmamam gerektiğini söylüyordu.” diyor
ama iş işten geçiyor. Ancak bazı travmalar bizim isteğimiz dışında
gerçekleşebiliyor. Ölümler, terör, savaş, çocukken yaşanılan tacizler gibi.
Soruyorlar bazen: “Affetmek, O’nu hoş görmek değil mi?” ya da
“Affettiğim zaman onu onaylamış olmuyor muyum?” Sorun “affetmek” kavramından
çıkıyor aslında. Bu kavramı iki farklı anlamda kullanıyoruz. Önce birinci
tipini tartışalım:
Çocukken yaramazlık ya da bir hata yapardık, annemiz babamız bize
kızardı ama sonra affederdi. Kimi zaman yine aynı yaramazlığı ya da hatayı
yapardık yine kızarlar ve yine affederlerdi. Bu türden bir af, gizli bir
antlaşmadır, bazen onaydır. Anne baba, çocuğun sürekli olarak niçin o hatayı
yaptığını sorgulamadığı sürece o hata yapılmaya devam edecektir. Çocukken, hata
yapıp her defasında özür dileyince affedilen çocuk, ileride yetişkin olduğunda aynı
davranış biçimini sürdürebiliyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta,
yetişkinin gerçekten dikkatsizlik, dalgınlık ya da kaza sonucu yaptığı
hatalarla; sürekli olarak tekrar eden, aynı tipten hataların birbirine
karıştırılmaması. Israrla tekrar eden aynı tipten hataları affeden çiftin diğer
üyesi aslında o hatanın sürekliliği için bir çeşit onay vermiş oluyor. Bu, bir
çeşit gizli antlaşma durumu. Erkek eşini dövüyor, kadın surat asıyor söyleniyor
ve affediyor. Sonra yine eşini dövüyor, kadın yine söyleniyor, surat asıyor ve
affediyor.
Bu türden bir affetme, kaybetme korkusu temelli bir süreçle besleniyor.
Her affetme davranışı, sorunu daha da pekiştirdiği gibi mağdur olan taraf başta
olmak üzere çiftin her iki üyesini de yıpratıyor ve kendisini değersiz
hissetmesine neden oluyor.
Ortalıkta “affetmek” üzerine bir sürü makale, CD, video dolaşıyor. Bu
türden çalışmalarda kastedilen “affetme” kavramı ise bu kavramın ikinci tipten
kullanım biçimine örnek. Aslında bunun yerine, “özgürleşme” kavramını kullanmak
da mümkün. Bazen geçmişte yaptığımız kendi hatalarımıza takılı kaldığımızdan,
bazen de bize haksızlık yapmış ama artık geride kalmış ya da geride kalması
gereken kişilerle psikolojik bağımızı koparamadığımızdan, kendimiz için
harcamamız gereken enerjinin bir kısmını bu kini, kızgınlığı beslemek için
harcıyoruz.
Geçmişte, bize haksızlık yaptığını düşündüğümüz kişilerle bağımızı
koparmayı başarabilmişsek, onları hayatımızdan çıkardığımız gibi zihnimizden de
çıkarabilmek, onlardan özgürleşmek, onların geçmişte bize yaptığını onaylamak
değildir. Buna geçmişte kendimizin yaptığı hatalardan dolayı kendimize
kızmaktan artık vazgeçmek de dâhil. Elbette kendi hatalarımızdan ders
çıkaracağız. Ancak kendimize bitmek tükenmek bilmez faturalar çıkarmaktan
vazgeçmemiz, önümüze bakmamız gerekiyor.
Geçmişimizi değiştiremiyoruz ancak geçmişimizin
bugünümüzü de yok etmesine izin veremeyiz. Bugünümüzü sağlıklı bir biçimde
yaşamayı başarabilmemiz için geçmişimizdeki herhangi bir kişiye ya da güce
karşı suçlamalarımızdan, öfkelerimizden ve kinimizden vazgeçmemiz gerekir. Aksi
halde sağlıklı, mutlu ve üretken bir yaşam süremeyiz.
Aceleyle yemek hazırlarken elinizi kestiniz. Kanadı.
Eliniz size küser mi? Kanar, şişer, hatta belki dikiş attırmak bile
gerekebilir. Sonra iyileşir. Tamam, kesiğin derinliğine bağlı olarak biz iz de
kalabilir ama geçer. Vücudunuz bundan dolayı sizden nefret etmez, yeni haliyle
yaşamaya adapte olur, yeni bir denge kurulur.
Eğer geçmişteki bir travmaya takılıp kalırsanız ve hayatın
akışına karşı direnç oluşturursanız, bu tıkanıklık her türlü olumsuz durumun
ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Size karşı geçmişte yapılan olumsuz bir tavır,
davranış ya da kötülüğü şu an değiştirmek elinizde değil ancak bunun, gününüzü
etkilemesine izin vermemek elinizde. Bundan özgürleşmek elinizde.
Eğer geçmişinizde size karşı bir hata yapmış kişiyi ya
da kendi hatanızı affetmeyi içtenlikle istiyorsanız, en büyük engeli aşmışsınız
demektir. Elbette ki, onu affetmek ondan hoşlanmak, onu hoşgörmek ya da onunla
tekrar bir araya gelmek anlamını taşımaz. Sadece ondan özgürleşmek, onun bu gününüzü de
olumsuz etkilemesine izin vermemek anlamına gelir.
Sevgiyle...
Ayşe İhsan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder