Göztepe çocuğuyum ben. Yıllarca ailemle Göztepe’de yaşadım.
Evlenince Üçkuyular’a taşındım. Henüz çalışmıyordum. Haftada birkaç gün
Üçkuyular’dan Göztepe’ye yürüyerek ailemi ziyarete gelirdim. Mithatpaşa Caddesi
boyunca bir yandan yürürken bir yandan da vitrinlere bakar, alışveriş yapar,
rastlaştığım tanıdıklarla ayaküstü sohbet ederdim. Oğluma hamile kalınca bu
yürüyüşler günlük rutinimin bir parçası haline geldi. Hamilelik dönemimde
hayretle bir şeyi fark ettim. Aylardır yürüdüğüm yürüyüş güzergahımda ne de çok
çocuk giysisi ya da oyuncağı satan dükkan vardı. Onlar hep oradaydılar ama ben yeni
fark etmiştim, daha önce dikkatimi hiç çekmemişti. “Algıda seçicilik” adı
verilen bu durum aslında hiçbirimizin yabancısı değil.
Ben bugün bu konuya farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum: Bazen
başımız fena halde sıkışır. Ya parasal yönden zora girmişizdir, ya işimizi
kaybetmişizdir, ya da duygusal problemlerimiz vardır… Hani hiçbir şeyin yolunda
gitmediği, her şeyin insanın üstüne üstüne geldiği o karanlık anlar. Eskilerin “Geldi
mi üst üste gelir” dediği dönemler. Biliriz ki “Gecenin en karanlık noktası sabah
aydınlığını içinde taşır.” Biliriz ama yine de o an her şey kapkaranlık görünür
bize. Sonra bir şeyler olur,
gökyüzündeki bulutlar dağılır yeni çözümler, çözüm yolları bulunur.
Aslında zora girdiğimiz andan itibaren bütün benliğimizle çözüm
yolları aramaya başlarız. Farkında olsak da olmasak da tüm algılarımız yeni
durumumuza kanalize olmuştur ve daha önce görmediğimiz, yanı başımızda olan
seçenekleri, çözümleri görmeye başlarız. Yeni koşullardan “yeni ben” yaratırız.
Sanki ilahi bir şekilde yanı başımızda beliriveren çözümler aslında hep
oradadır ve bizim onları fark etmemizi beklerler. Onları fark ettiğimiz anda
çözüm süreci de başlar. Çözüm sürecine girmemizle birlikte bulutlar dağılmaya
içimiz yeniden aydınlanmaya başlar.
Örneğin ben, en parasız anlarımda hep sokakta para
bulmuşumdur. Bunu, şans ya da ilahi bir destek olarak değerlendirmek de mümkün ancak
ben beden dilimin o andaki haliyle açıklıyorum bu durumu. Başım önde omuzum
çökük yola bakarak yürürken yerdeki parayı görme olasılığım, cebimde para varken
ve omuzlarım dik olarak ileriye ya da vitrinlere bakarak yürüdüğüm zamanlara
göre daha fazla doğal olarak.
Günümüzün yükselen trendi, “İsteyin olsun!”un temeli de bu
süreçtir zaten. Neyi istiyorsak, daha doğrusu neye odaklandıysak onunla ilgili
verileri ipuçlarını toplamaya başladığımızdan ya da hayatımızda olanları bu
pencereden bakarak yorumladığımızdan, gerçekten istiyorsak olur zaten.
Gerçekten istemek, o durumla ilgili kafa yormak, plan yapmak
ve harekete geçmek demektir. Yoksa sabahtan akşama kadar transa girip sayısalın
size çıkmasını beklemekten, bütün gün iş ilanlarına bile bakmadan evde oturup
iş bulmaktan, sanal ya da gerçek hiçbir insan topluluğuna karışmayıp arkadaş
bulmaktan söz etmiyorum.
Ben istiyorum ve oluyor sizde durum nasıl?
Sevgiyle…
Ayşe İhsan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder