13 Kasım 2013 Çarşamba

İSTEYİN OLSUN

Göztepe çocuğuyum ben. Yıllarca ailemle Göztepe’de yaşadım. Evlenince Üçkuyular’a taşındım. Henüz çalışmıyordum. Haftada birkaç gün Üçkuyular’dan Göztepe’ye yürüyerek ailemi ziyarete gelirdim. Mithatpaşa Caddesi boyunca bir yandan yürürken bir yandan da vitrinlere bakar, alışveriş yapar, rastlaştığım tanıdıklarla ayaküstü sohbet ederdim. Oğluma hamile kalınca bu yürüyüşler günlük rutinimin bir parçası haline geldi. Hamilelik dönemimde hayretle bir şeyi fark ettim. Aylardır yürüdüğüm yürüyüş güzergahımda ne de çok çocuk giysisi ya da oyuncağı satan dükkan vardı. Onlar hep oradaydılar ama ben yeni fark etmiştim, daha önce dikkatimi hiç çekmemişti. “Algıda seçicilik” adı verilen bu durum aslında hiçbirimizin yabancısı değil.
Ben bugün bu konuya farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum: Bazen başımız fena halde sıkışır. Ya parasal yönden zora girmişizdir, ya işimizi kaybetmişizdir, ya da duygusal problemlerimiz vardır… Hani hiçbir şeyin yolunda gitmediği, her şeyin insanın üstüne üstüne geldiği o karanlık anlar. Eskilerin “Geldi mi üst üste gelir” dediği dönemler. Biliriz ki “Gecenin en karanlık noktası sabah aydınlığını içinde taşır.” Biliriz ama yine de o an her şey kapkaranlık görünür bize.  Sonra bir şeyler olur, gökyüzündeki bulutlar dağılır yeni çözümler, çözüm yolları bulunur.
Aslında zora girdiğimiz andan itibaren bütün benliğimizle çözüm yolları aramaya başlarız. Farkında olsak da olmasak da tüm algılarımız yeni durumumuza kanalize olmuştur ve daha önce görmediğimiz, yanı başımızda olan seçenekleri, çözümleri görmeye başlarız. Yeni koşullardan “yeni ben” yaratırız. Sanki ilahi bir şekilde yanı başımızda beliriveren çözümler aslında hep oradadır ve bizim onları fark etmemizi beklerler. Onları fark ettiğimiz anda çözüm süreci de başlar. Çözüm sürecine girmemizle birlikte bulutlar dağılmaya içimiz yeniden aydınlanmaya başlar.
Örneğin ben, en parasız anlarımda hep sokakta para bulmuşumdur. Bunu, şans ya da ilahi bir destek olarak değerlendirmek de mümkün ancak ben beden dilimin o andaki haliyle açıklıyorum bu durumu. Başım önde omuzum çökük yola bakarak yürürken yerdeki parayı görme olasılığım, cebimde para varken ve omuzlarım dik olarak ileriye ya da vitrinlere bakarak yürüdüğüm zamanlara göre daha fazla doğal olarak.
Günümüzün yükselen trendi, “İsteyin olsun!”un temeli de bu süreçtir zaten. Neyi istiyorsak, daha doğrusu neye odaklandıysak onunla ilgili verileri ipuçlarını toplamaya başladığımızdan ya da hayatımızda olanları bu pencereden bakarak yorumladığımızdan, gerçekten istiyorsak olur zaten.
Gerçekten istemek, o durumla ilgili kafa yormak, plan yapmak ve harekete geçmek demektir. Yoksa sabahtan akşama kadar transa girip sayısalın size çıkmasını beklemekten, bütün gün iş ilanlarına bile bakmadan evde oturup iş bulmaktan, sanal ya da gerçek hiçbir insan topluluğuna karışmayıp arkadaş bulmaktan söz etmiyorum.
Ben istiyorum ve oluyor sizde durum nasıl?

Sevgiyle…


Ayşe İhsan



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder